Skip to content
28 Kasım 2008 / tulisinkursunkalemi

>ADANALI MEMOLİ’NİN DEVAMI MI?

>

Tayfun Güneyer,senaryo yazabiliyor mu?
Tamam,Yılan Hikayesi,gerçek anlamda iyice uzayıp uzayıp hakiki bir yılan hikayesine dönmeye başladığında,etrafımdaki herkese,ben size demiştim diye havalandım.Mantık hataları,gerçek dışı karakterler,günlük hayata uymayan uzadıkça uzayan replikler,biri sinirli biri yumuşak,biri ezen biri ezilen iki polis,(Memoli ve Nail Kırmızıgül’ün canlandırdığı yardımcısı) komik olmaya çalışan ama olamayan bir emniyet çaycısı karakteri,her durumda ve her şartta daima çenesiyle ve konuşup konuşup kurbanı şaşkına çevirmesiyle kazanan kahraman polis ve gereksiz repliklerle durumu uzatacağına öldürücü hamleyi bir türlü yapamayıp seyirciyi sinir eden operasyon sahneleri,her şeye sinirlenen ve aptal mı zeki mi bir türlü karar veremediğiniz baş karakterler.

Üstüne üstlük her T.G. imzalı senaryoda tekrarlanan şu; şaşırınca ağzındaki sıvıyı püskürtme şebekliği.(bkz.Yılan Hikayesi,Eyvah Babam,Adanalı)

Bu sahneler sanki Tayfun Güneyer’in imzası olmuş durumda,olmazsa olmaz yani.
Üstüne bir de,her dizinin demirbaşı olan, asla yakalanamayan harikulade zekada kötü adam karakteri!!.Yılan Hikayesinde bu kişi Kral lakaplı suçluydu,Adanalı’da ise Maraz Ali.
Hani diyorum Oktay Kaynarca’nın müthiş sempatik ve karizmatik oyunculuğu olmasa kim izleyecek bu saçmalığı kestirmek zor.
Hem her iki dizide de bir Yunanlı bayan polis takıntısı var ki ben çözemedim,Zeyno ölünce onun yerine Memoli’ye Yunanlı kız polis bulunmuştu hemen.Adanalı’nın da Yunanlı eski aşkından olma bir yarı Yunan kızı var şimdi.

Zeyno ile Memoli arasındaki çekişmeyi şimdi Adanalı ile kızı arasında yeniden yaşıyor gibiyiz.Adanalı da tıpkı Memoli gibi sinirlenince emniyet binası içindeki tüm meslekdaşlarına saydırıp giydiriyor.Aynı kurum içinde üst altına bu kadar hakaretamiz davranabiliyor mu merak ediyorum.
Adanalı cep telefonu taşımadığı gibi,cep telefonundan arama yapmayı da bilmiyor,breh breh breh…dumur olma gel de!!!
Adanalı’nın yanına verilen çaylak yardımcısı Engin,Adanalı’nın oyununa getirilip bir binada iki buçuk saat boyunca ,sözde orda hala saklanan suçluları DVD alıcısıyım beeeen,diye bağırarak ortaya çıkmaya ikna etmeye çalışıyor da o iki buçuk saat boyunca hala ortada bir gariplik olduğunu ,amirinin kendisiyle kafa bulduğunu falan kafası basmıyor,polisime de bak sen!
Adanalı,dizinin ilk bölümünde otobüsteki Yunanlı polisleri kurtarma sırasında şakır şakır Yunanca konuşurken,sonradan bakıyoruz ki kızıyla tartıştığı bir sahnede,kızının “Allahım bu adamla naapıcam ben” diye söylenmesini anlayamıyor ve Yunancası orda birden tekleyiveriyor.
Amaaaaan…o kadar çok ayrıntı var ki izlerken gına getirdiğim,hangi birini yazacağım sıkıldım vallahi.


Uzun lafın kısası,yazarın ana fikri odur ki Tayfun Güneyer Yılan Hikayesinde tutturduğunu sandığı bir eski formatı allayıp pullayıp naapsam naapsam diye kafa yormadan biraz ordan biraz buradan bir iki ekleme falan yapıp yeniden ısıtıp seyircinin önüne sürmüş.Asla kendini taklitten öteye geçemeyen bir senarist üstelik de senaryonun Wasabi adlı yabancı filmden taklit edildiği söylentilerini de yalanlamıyor.Başarısını takdir etmek gerekir ki yabancı bir yapımı ne edip edip kendi eski senaryolarının formatına ve kendisini sürekli tekrar etmeye dönüştürebiliyor! Ha bir de ustalara selam çakan yönetmenler gibi Memoli karakterine de gönderme yapıp duruyor,Adanalı’nın ağzından.


Ne o saçların öyle çakma Memoli?”

Mükemmel senaristliği yetmemiş,hızını alamayıp bir de yönetmeye kalkmış.E haklı tabii,bunca saçmalığı nerden buldun kardeşim diyecek bir yönetmene sürekli her sahneyi izah etmek zor,kendi pirincimin taşını kendim ayıklarım demiş,oturmuş rejisör koltuğuna!

Seyirci bunu yer mi?
Bilemem.Türk halkı acılı adana yemeye bayılır onu biliyorum ama Türk seyircisinin neyi yiyip neyi yemeyeceğini kestirmek çok zor.Öyle kalitesiz işler uzun zaman raiting alıyor ki,şaşırmamak elde değil.Belki de Türk seyircisi toptan Alzheimer ‘dan mustariptir ha
?
Son olarak şunu da eklemek lazım ki,Oktay Kaynarca dışında dizideki tek güzel şey ise Ceza’nın muhteşem Fark Var şarkısı.Yukarıdaki yazının ana fikri ile hiç uyuşmuyor aslında,biz konular arasında hiç bir fark olmadığını savunurken…ama düşününce şarkının aslında ne demek istediğini de anlayabiliyorum ve bu yüzden
şarkının ilk dizesini de yine Tayfun Güneyer’e ithaf ediyorum
“Fark var,
Seninle iyi arasında,
Kocaman bir FARK VAR! “
Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: